Bir vakit mi deseler, üç vakit mi?
Filed Under (Güncel Haberler) by robot on 30-01-2009
0
Başbakan Tayyip Erdoğan bugün Fransa’dan dönüyor. Türkiye’ye müzakere tarihi verip vermemek tarihi yaklaştıkça sinirlilik emareleri gösteren AB ülkeleri arasında, hepsinden önce havale nöbeti geçiren Fransa, basına açık demeçlerde bugüne değin söylemediği hiçbir yeni laf etmedi. Muhtemelen basına kapalı kapılar ardında da bugüne değin vermediği bir söz vermedi, meşhur tarihin cebimize mi konulacağı, yoksa paçamızdan mı akıtılacağı yönünde net bir tavır koymadı. Çünkü ne tavır alacağını kendisi bilmiyor ki bizim Başbakan’a muştulasın!
Bu ülkede, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda tek bir konsensüs sağlandı, o da sorunun adlandırılması: Casse-tete turc… Baş ağrıtan Türk bilmecesi, diye çevirebiliriz en zarif yaklaşımla. Bizdeki karşılığı, aziz milletimizin dobralığı gereği, kafayla başlayıp apış arasında biter, tabii ki.
Fransız siyasileri, demokrasiye geçeli beri belki de bir ‘milli şef’in yokluğuna hiç bu kadar hayıflanmamışlardı, Türkiye’nin AB üyeliği tepsi içinde önlerine gelene kadar. Örneğin son milli şefleri general De Gaulle yaşasaydı, yine her kafadan bir ses çıkar, ama sonuçta De Gaulle,
ya evet ya da hayır diye kestirir atar, böylece milleti de vekili de sorumluluğu onun üstüne yıkar, ama herkes rahatlardı.
Demokraside böyle mi ya? Merkez sağcı Cumhurbaşkanı Chirac, "Türkiye’ye müzakere tarihi verilsin, ama 15 yıldan önce AB’ye giremesin," diyor. Fakat bırakın merkez sağ, kendi kurduğu iktidar partisi UMP’ye bile söz geçiremiyor. İktidar partisi vekilleri, ‘Müzakere tarihi bile verilmesin’ deyip çıktılar işin içinden. Ya muhalefet, daha mı tutarlı, daha mı net? Ne gezer. Sosyalist Parti, Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesinden yana olduğunu açıkladı, lideri François Hollande ekledi: "Ama Ermeni soykırımını tanıması şartıyla!" Olmaz demeden olmaz demenin Fransızcasını böylece icat etmiş oldular. Sizin anlayacağınız, iktidar partisi kurucusu ve Cumhurbaşkanı’na rağmen Türkiye’nin AB üyeliğine karşı, muhalefet partisinin yandaşlığı ise düşman başına.
Türkiye, AB’den tarih diye bastırınca, hiç umulmadık bir iş başardı aslında: Fransa’yı böldü. Fransız siyasileri AB’nin hukukunu çiğnemeden Türkiye’nin üyeliğini geciktirmekle, AB hukukunu çiğneyerek Türkiye’nin üyeliğini reddetmek cephelerine ayrıldı. Kısacası, gönülden ve derinden isteyen kimse kalmadı ortada. Oysa…
Kamuoyu araştırmalarına baktığınızda, halkın yarıdan biraz çoğu Türkiye’nin AB üyeliğinden yana. Basında da aynı oran geçerli. Zaten bir süre öncesine kadar siyasetçilerin de çoğu ‘çekinceli’ değildi. Öyleyse ne oldu da Fransa, böylesine ürkekleşti Türkiye’ye karşı?
Bence bu sorunun yanıtı, Tayyip Erdoğan’ın ziyaret programıyla verildi.
Biliyorsunuz Başbakan, Türkiye’de devlet protokolüne sokamadığı eşini, yabancı devlet protokollerine dahil etmeye meraklı. Bütün dış gezilerine giderken Emine hanımı yanına alıyor ve böylece, türbanlı eşinin yabancı devlet başkanlıklarında kabul görürken, Türkiye’de dışlandığını vurguluyor.
Erdoğan’ın Paris ziyaretine de hem Emine Erdoğan hem de beraberindeki beş AKP’linin hanımlarının katılması öngörülmüş, Türk tarafı Fransız tarafına Başbakan’ın ‘eşli’ geleceğini bildirmişti. Ancak böyle ziyaretlerde program, ağırlayan devlet tarafından yapılıyor. Fransa, Ankara’ya ilettiği programa, ‘eşlerin de katılabileceği’ hiçbir etkinlik koymadı. Fransa böyle bir etkinlik koymayınca, benim anladığım, bizimkiler de verilen mesajı, yani ziyaret edilecek ülkenin devlet protokolünde ‘türbanlı hanım’ istenmediğini anladı. Ve Tayyip Erdoğan, doğru bir karar alarak, son anda vazgeçti Emine hanımı getirmekten. Diğerleri de izledi tabii.
Başka bir deyişle sayın seyirciler, Fransa, İslami tesettüre ‘kamu alanı’nı açmadı. Hazırladığı ziyaret programıyla, ‘türbanlı eşlerin Fransız devlet protokolünde yeri olmadığını’ usulünce bildirdi. Gerçekten de bugüne değin bu ülkede, ne cumhurbaşkanlığı, ne başbakanlık ne de bakanlık saraylarının kapısından hiçbir tesettürlü devlet adamı eşi girmedi. Suudiler eşsiz gelir, Fas, Tunus gibi ülkelerin devlet başkanı eşlerinin de başı açıktır hep.
Üstelik bilirsiniz, Fransızlar kadın elini öper gibi yapmak jestini,
‘nezaket’ sayarlar…
İslami tesettür ve tüm dini simgeleri okullarda YENİ yasaklayan ve daha çok yasaklamaya içtüzüklerle hazırlanan bir devletin, Türkiye’yi niye ‘baş ağrısı’ diye nitelediği açık değil mi?
